Yasin Aktay, yılların düşünsel birikimini damıtarak kaleme aldığı yeni yapıtında, okuru tam da bu sesin kaynağına, sarsıcı bir yüzleşmeye davet ediyor. Çölde yankılanan kadim bir öyküyü, çağdaş dünyanın en kanayan yarasıyla, Gazze ile buluşturan bu metin, kurban edilmeyi bekleyenlerin sessizce boyun eğişini değil, tarihin akışını değiştiren o isyankar tebessümünü merkeze alıyor.
KONU
Eser, insanlık tarihi boyunca süregelen kurban tartışmalarını teolojik ve sosyolojik bir tabanda ele alıyor. Kitabın kalbinde, sırf tarihi bir anekdot olmanın çok ötesine geçen güçlü bir sembol yer alıyor: İsmail’in Gülüşü. Müellif, bu gülüşü dışlananın mükemmel dönüşü, susturulanın gür sesi ve kurban edilmek istenenin kendi yazgısını eline alarak bir özneye dönüşmesi olarak işliyor. Olay örgüsü ve kavramsal çerçeve, antik çağların dışlama mantığından çağdaş egemenlik biçimlerine gerçek uzanırken, okur kendini bir anda günümüz Gazze’sinde buluyor. Yaşamasına müsaade verilen ancak hak sahibi sayılmayan, onuru elinden alınmak istenen çıplak hayatların, kendilerine biçilen edilgen mağdur rolünü nasıl reddettikleri, bombalar altında doğan çocukların ve enkaz başındaki annelerin direnişi üzerinden çarpıcı bir lisanla anlatılıyor.
NEDEN OKUNMALI?
Bu kitabı çağdaşlarından ayıran en güçlü tarafı, teoloji, sosyoloji ve aktüel siyaseti birbirine teyelleyen o ince ve zekice kurgulanmış entelektüel mimarisidir. Muharrir, ideoloji dünyasının aşina olduğu çıplak hayat kavramını homo Hacer kavramsallaştırmasıyla tekrar üreterek, üniversal bir acıya son derece lokal ve derinlikli bir şerh düşüyor. Lisanı akademik bir tartı taşımakla birlikte, vicdanı olan her okuru sarsacak kadar gerçek, akıcı ve lirik. İsmail’in Gülüşü, kurban kavramını bir zavallılık ve acziyet makamı olarak değil, ayağa kalkan, direnen ve kendi tarihini yazan bir irade beyanı olarak okumak isteyenler için yazılmış. Bugün dünyada, özellikle Gazze’de olup bitenleri yalnızca politik bir kriz olarak değil, ontolojik bir varoluş uğraşı olarak kavramak isteyen herkesin kesinlikle okuması gereken bir başucu yapıtı.
ALINTI
Çünkü çağdaş egemenlik, kendisini birden fazla kere çıplak hayatlar üreterek kurar: Yaşamasına müsaade verilen lakin onuru tanınmayan, nefes almasına müsaade edilen ancak hak sahibi sayılmayan, sayılabilir fakat sevilebilir görülmeyen hayatlar… Ancak bazen bu çıplak hayatlar, kendileri için çizilmiş kurban rolünü reddeder; edilgen mağdur değil, faal özne olarak ortaya çıkar. Gazze’de olan budur. İsmail’in Gülüşü, işte tam burada kurban kavramını yine düşünmeye davet ediyor.



