Bölge sakinlerinin gece saatlerinde hiçbir iz bırakmadan hayatını kaybetmesi, birinci basamakta kimyasal bir akın yahut bilinmeyen bir salgın hastalık kuşkusunu doğurdu. Olay yerinde rastgele bir fizikî yıkım, patlama yahut yangın belirtisine rastlanmaması, araştırmacıları başlangıçta volkanik patlama ihtimali üzerinde durmaya yöneltti.
GÖRÜNMEZ GAZ BULUTU HEPSİNİ YOK ETTİ
Uluslararası uzmanların yürüttüğü incelemeler, felaketin kaynağının gölün derinliklerinde biriken karbondioksit gazı olduğunu ortaya çıkardı. Yer altından sızarak göl tabanında yıllar uzunluğu biriken bu gaz, tetikleyici bir ögeyle birlikte apansız yüzeye çıkarak devasa bir bulut oluşturdu.
Havadan daha ağır olan karbondioksit, bölgedeki vadilere süratle çökerek oksijenin yerini aldı. Bu durum, uyuyan insanların ve hayvanların uykularında boğularak hayatlarını yitirmelerine neden oldu.
BÜYÜK GİZEM ORTAYA ÇIKTI
Bilim insanları, bu çeşit göllerin yıllarca gaz depolayabildiğini ve en ufak bir jeolojik hareketle “patlayarak” büyük ölçüde gaz salınımı gerçekleştirebileceğini belirtti. “Patlayıcı göl” olarak nitelendirilen bu doğal yapılar, bölge halkı için önemli bir risk ögesi oluşturmaya devam etti.
Felaketin tekrarlanmaması maksadıyla 2001 yılında göle özel boru çizgileri yerleştirildi. Bu sistem sayesinde, derinliklerde biriken gaz denetimli ve kademeli olarak yüzeye tahliye edilmeye başlandı.



